Ayrılık Acısı Nasıl Geçer? Eski Sevgiliyi Unutamamak ve İyileşme Süreci
psikoloji12 dk okuma

Ayrılık Acısı Nasıl Geçer? Eski Sevgiliyi Unutamamak ve İyileşme Süreci

Yazan: Yayınlandı:

Ayrılık, sevilen bir insanla birlikte bir geleceği ve bir parça kimliği de kaybetmektir. Ayrılık acısının neden bu kadar yoğun olduğunu, eski sevgiliyi unutamamanın arkasındaki döngüleri ve iyileşmeye yardımcı adımları klinik bir bakışla anlatıyoruz.

Paylaş:

Ayrılık acısı, sevilen biriyle kurulan ilişkinin sona ermesinin ardından yaşanan yoğun üzüntü, özlem ve boşluk hâlidir. Ayrılık yalnızca bir insanı değil; ortak alışkanlıkları, kurulan gelecek planlarını ve çoğu zaman kişinin kendini tanımlama biçiminin bir parçasını da kaybetmek demektir. Bu yüzden ayrılıktan sonra "Neden bu kadar kötüyüm, bu normal mi, ne zaman geçecek?" diye sormak çok yaygındır. Bu yazıda bu sorulara klinik bir çerçeveden yanıt vermeye çalıştım.

Ayrılık bir kayıp ve yas sürecidir

Yas çoğunlukla ölümle birlikte düşünülür, ancak psikolojide yas daha geniş bir kavramdır: önem verilen bir bağın kaybına verilen doğal tepkidir. Bir ilişkinin bitmesi de böyle bir kayıptır. Bu nedenle ayrılıktan sonra yaşananlar, yas sürecinde görülen tepkilere benzer: inanamama, özlem, öfke, pazarlık ("Şunu yapsaydım bitmezdi"), derin üzüntü ve zamanla kabul.

Bu tepkiler sırayla gelen basamaklar değildir. Bir gün kabullenmiş hissedip ertesi gün yeniden özlemle uyanmak, bir şarkıyla ilk günkü kadar sarsılmak sürecin olağan parçasıdır. İyileşmek, acının hiç geri gelmemesi değil; geri geldiğinde daha kısa sürmesi ve yaşamınızı daha az ele geçirmesidir.

Ayrılığın yası ölüm yasından bazı açılardan farklıdır. Kaybedilen kişi hâlâ hayattadır; ona ulaşmak, sosyal medyada ne yaptığını görmek, hatta geri dönmek mümkündür. Bu olasılık, kaybın kabulünü zorlaştırabilir. Tanı sistemlerindeki uzamış yas bozukluğu ölüm kaybı için tanımlanmıştır; yani ayrılık acısı bir tanı değil, bir yaşam deneyimidir. Ayrıca çevre ayrılığı çoğu zaman "gerçek bir kayıp" saymaz; "Boş ver, daha iyisi çıkar" gibi iyi niyetli ama küçümseyici sözler kişinin yasını yalnız yaşamasına yol açabilir.

Ayrılık acısı neden bu kadar yoğun?

Yakın ilişkiler, bağlanma sistemimizin merkezindedir. Uzun süre birlikte olunan kişi, stres anında yöneldiğimiz, günün nasıl geçtiğini anlattığımız, bedenimizi ve duygularımızı düzenlemeye yardım eden biri hâline gelir. İlişki bittiğinde bu düzenleyici bağ bir anda ortadan kalkar ve beden bunu bir tehdit gibi algılayabilir.

Beyin görüntüleme çalışmaları da bu deneyimin neden "fiziksel" hissettirdiğine ışık tutar: yakın zamanda istemedikleri bir ayrılık yaşamış kişilerle yapılan bir çalışmada, eski partnerin fotoğrafına bakmak, bedensel acının işlendiği bazı beyin bölgeleriyle örtüşen bir etkinlik yaratmıştır. "Kalbim acıyor" demek bu açıdan yalnızca bir mecaz değildir.

Acının yoğunluğunu etkileyen başka etkenler de vardır:

  • İlişkinin süresi ve kişinin yaşamında kapladığı yer
  • Ayrılığın ani, beklenmedik ya da aldatma gibi bir güven kırılmasıyla gerçekleşmesi
  • Ayrılığı sizin mi yoksa karşı tarafın mı istediği
  • Evlilik, ortak ev, ortak arkadaş çevresi gibi birlikte kurulmuş bir yaşam düzeni
  • Geçmişte yaşanmış terk edilme deneyimleri ve daha önceki kayıplar
  • O dönemdeki sosyal destek ve eşlik eden başka stres kaynakları

Ayrılık acısının belirtileri: Duygusal ve bedensel tepkiler

Ayrılığa verilen tepkiler kişiden kişiye değişir, ancak sık görülenleri tanımak "Bende bir sorun mu var?" kaygısını azaltabilir.

Duygusal tepkiler

  • Derin üzüntü, ağlama nöbetleri, boşluk hissi
  • Yoğun özlem ve karşı tarafa ulaşma dürtüsü
  • Öfke, hayal kırıklığı, ihanete uğramışlık duygusu
  • Suçluluk ve "hep benim yüzümden oldu" düşünceleri
  • Yalnız kalma ve bir daha sevilmeme korkusu
  • Rahatlama (özellikle zor bir ilişkinin ardından); rahatlama ile üzüntünün bir arada olması da olağandır

Bedensel tepkiler

  • Uykuya dalmakta zorlanma, gece uyanma ya da aşırı uyuma
  • İştah kaybı veya aşırı yeme
  • Göğüste sıkışma, midede düğümlenme hissi
  • Yorgunluk, halsizlik, dikkati toplamakta güçlük

Bu tepkilerin çoğu ilk dönemde beklenen tepkilerdir. Önemli olan, zamanla hafifleyip hafiflemedikleri ve günlük yaşamı ne ölçüde etkiledikleridir.

Eski sevgiliyi unutamamak

"Onu aklımdan çıkaramıyorum" ayrılıktan sonra en sık duyulan cümlelerden biridir. Bağlanma sistemi, kaybedilen kişiye yönelmeye bir süre devam eder; bu yüzden onu düşünmek, rüyanızda görmek, telefon her çaldığında o olabilir diye umutlanmak beklenen tepkilerdir. Unutmayı zorlaştıran şey çoğu zaman düşüncenin kendisi değil, onu besleyen alışkanlıklardır.

Ruminasyon: Zihnin aynı soruda dönüp durması

Ruminasyon, olumsuz bir deneyim üzerine tekrar tekrar, çözüme ulaşmadan düşünmektir. Ayrılıktan sonra bu genellikle şu sorular etrafında döner: "Neden bitti?", "Nerede hata yaptım?", "O şimdi ne düşünüyor?", "Beni özlüyor mu, pişman olacak mı?" Bu sorular bir cevap bulma çabası gibi görünür, ancak çoğunun kesin bir cevabı yoktur. Zihin cevabı bulamadıkça soruyu yeniden sorar.

Araştırmalar ruminasyonun üzüntüyü uzattığını ve depresyon riskiyle ilişkili olduğunu gösterir. "Erkek ayrıldıktan sonra neden sessiz kalır?", "Ne zaman pişman olur?" gibi sorular da bu döngünün parçası olabilir: karşı tarafın zihnini çözmeye çalışmak, dikkati kendi iyileşmenizden uzaklaştırır. Birinin sessiz kalması ya da kalmaması, onun ne hissettiğini tek başına göstermez.

Sosyal medyada takip ve geri dönme döngüsü

Ayrılıktan sonra eski partnerin profiline bakmak, hikâyelerini kimin izlediğini kontrol etmek, eski mesajları yeniden okumak çok yaygındır. Kısa vadede bir rahatlama ya da bağ hissi verir, ama her bakış yarayı yeniden açar. Eski partneri çevrim içi takip etmenin daha fazla sıkıntı, daha fazla özlem ve daha yavaş toparlanmayla ilişkili olduğu bulunmuştur.

Benzer bir döngü ayrılıp barışma ilişkilerinde de görülür: acı dayanılmaz hâle gelince bir mesaj atılır, kısa bir yakınlaşma yaşanır, ardından aynı sorunlar geri gelir ve ayrılık yeniden yaşanır. Her tur, kaybın kabulünü erteler. Geri dönmenin doğru bir karar olduğu ilişkiler de elbette vardır; ancak bu kararı yoğun bir acı anında değil, sakinken ve ilişkiyi bitiren nedenleri gerçekçi biçimde değerlendirerek vermek önemlidir.

"Ben kimim?": Benlik algısının sarsılması

Uzun ilişkilerde "ben" ile "biz" iç içe geçer. Ortak arkadaşlar, ortak planlar, birlikte edinilen alışkanlıklar kişinin kendini tanımlama biçiminin bir parçası olur. İlişki bittiğinde bu parçalar da kaybolur ve kişi "Onsuz ben kimim?" sorusuyla karşılaşabilir. Araştırmalar, ayrılıktan sonra benlik algısında yaşanan bu belirsizliğin duygusal sıkıntıyla ilişkili olduğunu gösterir.

Buna çoğu zaman özdeğerin sarsılması eşlik eder: "Yeterince iyi değildim", "Kimse beni sevmeyecek" gibi düşünceler. Özellikle terk edilen tarafta ayrılık, kişinin kendisi hakkında verilmiş bir hüküm gibi algılanabilir. Oysa bir ilişkinin bitmesi, iki kişinin ve koşulların birlikte ürettiği bir sonuçtur; tek başına kişinin değerini ölçmez.

İyileşmenin önemli bir parçası, ilişki öncesinde size ait olan ilgi alanlarını, arkadaşlıkları ve hedefleri yeniden fark etmek, ve ayrılığın açtığı alanda yeni şeyler denemektir.

Ayrılık acısı ne kadar sürer?

Bu, en çok merak edilen sorudur ve dürüst cevabı şudur: herkes için geçerli bir süre yoktur. İnternette dolaşan "üç ay", "ilişkinin yarısı kadar" ya da "21 gün" gibi kesin rakamların bilimsel bir dayanağı yoktur.

Araştırmaların gösterdiği daha genel bir eğilim vardır: acı çoğu kişide ilk dönemde en yoğundur ve zamanla azalır; ancak bu azalma düz bir çizgide değil, iniş çıkışlarla olur. Yıldönümleri, doğum günleri, ortak arkadaşlarla karşılaşmalar ya da onun yeni bir ilişkiye başladığını öğrenmek geçici alevlenmelere yol açabilir.

Süreyi etkileyen başlıca etkenler şunlardır:

  • İlişkinin uzunluğu, derinliği ve yaşamınızda kapladığı yer
  • Eski partnerle temasın ve sosyal medya takibinin sürüp sürmediği
  • Ruminasyonun ne kadar yoğun olduğu
  • Sosyal desteğin varlığı
  • Geçmiş kayıplar, terk edilme deneyimleri ve eşlik eden kaygı ya da depresyon

Erkeklerde ve kadınlarda sürenin farklı olup olmadığı da sık sorulur. Acıyı ifade etme biçimleri toplumsal beklentilere göre farklılaşabilir, ancak süreyi belirleyen şey cinsiyetten çok yukarıdaki etkenlerdir.

Ayrılık acısı nasıl geçer? Baş etmeye yardımcı adımlar

Ayrılık acısını bir anda bitiren bir yöntem yoktur; ancak iyileşmeyi destekleyen ve zorlaştıran davranışlar vardır. Aşağıdaki adımlar herkese aynı ölçüde uymayabilir, kendinize uygun olanlardan başlayabilirsiniz.

Temasa bir sınır koymak

Eski partnerle iletişimi bir süre sınırlamak ya da kesmek, acıyı sürekli yeniden alevlendiren döngüyü kırmaya yardım eder. "30 gün kuralı" gibi popüler önerilerin ardındaki mantık da budur; ancak belirli bir gün sayısının özel bir anlamı yoktur ve amaç karşı tarafı etkilemek değil, kendinize iyileşme alanı açmaktır. Pratikte bu şunları içerebilir:

  • Sosyal medyada takibi bırakmak, sessize almak ya da bir süre profillerine bakmamayı kararlaştırmak
  • Eski mesajları, fotoğrafları ve hatırlatıcı eşyaları gözden uzak bir yere kaldırmak (atmak zorunda değilsiniz)
  • Ortak arkadaşlardan onun hakkında bilgi istememek
  • Ona yazma dürtüsü geldiğinde mesajı göndermeden önce bir süre beklemek, ya da göndermeyeceğiniz bir mektup olarak yazmak

Çocuk, ortak iş ya da aynı iş yeri gibi nedenlerle temas kaçınılmazsa, iletişimi gerekli konularla ve mümkünse yazılı kanallarla sınırlamak yardımcı olabilir.

Günlük rutini korumak

Yas döneminde yaşamın temel düzeni kolayca dağılır. Düzenli uyku, öğün atlamamak, gün içinde biraz hareket etmek ve günü belirli bir yapıya oturtmak, duyguların dalgalanmasını dengelemeye yardımcı olur. Alkol ya da başka maddelerle acıyı uyuşturmaya çalışmak ise kısa vadede rahatlatsa da uykuyu ve ruh hâlini bozarak süreci uzatabilir.

Sosyal destek almak

İnsanlar ayrılıktan sonra utanç ya da "başkalarını yormak istemiyorum" düşüncesiyle içe kapanabilir. Oysa güvendiğiniz birkaç kişiyle konuşmak, onlarla vakit geçirmek, yalnızlığın ve ruminasyonun gücünü azaltır. Destek, her zaman ayrılık hakkında konuşmak anlamına gelmez; birlikte yürüyüşe çıkmak ya da sadece aynı odada olmak da iyi gelebilir.

Duyguları ifade etmek

Duyguları bastırmaya çalışmak ("Artık düşünmeyeceğim") çoğu zaman ters teper ve düşüncelerin daha sık geri gelmesine yol açar. Ağlamak, güvendiğiniz biriyle konuşmak, yazmak ya da duyguyu adlandırmak ("Şu an öfkeliyim", "Şu an onu çok özlüyorum") duygunun geçip gitmesine alan açar. Bazı kişiler için ilişkinin ne verdiğini, neden bittiğini ve ondan ne öğrendiklerini yazmak, zihinde dönüp duran hikâyeyi toparlamaya yardım eder.

Ruminasyonu fark edip ara vermek

Zihninizin yine "Neden?" sorusunda döndüğünü fark ettiğinizde, düşünceyi bastırmak yerine adlandırmak ("Yine aynı döngüdeyim") ve dikkatinizi o an yaptığınız işe ya da bedeninize geri getirmek yardımcı olabilir. Bazı kişilere, ayrılığı düşünmek için günde kısa ve belirli bir zaman ayırmak ve geri kalan zamanda düşünceyi o saate ertelemek de iyi gelir.

Yaşamı yeniden doldurmak

İlişkinin bıraktığı boşluk, ilk başta her şeyi anlamsız gösterebilir. Keyif ve anlam veren etkinlikleri, canınız istemese bile küçük adımlarla yeniden takvime koymak, ruh hâlini düzeltmenin bilinen yollarından biridir. Burada ölçü motivasyonun gelmesini beklemek değil, önce yapmak ve motivasyonun ardından gelmesine izin vermektir.

Hemen yeni bir ilişkiye başlamak da sık başvurulan bir yoldur. Kendi başına yanlış değildir, ancak yeni ilişki yasın yerine konmaya çalışılıyorsa, işlenmemiş acı çoğu zaman o ilişkiye de taşınır.

Ayrılık acısı ile depresyon arasındaki fark

Ayrılıktan sonra üzgün, yorgun ve isteksiz hissetmek depresyon demek değildir; bunlar yasın olağan parçaları olabilir. Ancak ayrılık, depresyonu tetikleyebilen yaşam olaylarından biridir ve ikisi zaman zaman iç içe geçer.

Yas ile depresyonu ayırmada şu işaretlere bakılabilir: yasta üzüntü dalgalar hâlinde gelir, genellikle kayıpla ilgili düşünceler ve hatırlatıcılar etrafında yoğunlaşır ve arada iyi anlar da yaşanabilir. Depresyonda ise çökkünlük daha yaygın ve süreklidir; kişi hemen hiçbir şeyden zevk alamaz, kendini değersiz ya da suçlu hisseder, geleceğe dair umudunu yitirir.

Şu belirtiler iki haftadan uzun süredir neredeyse her gün devam ediyorsa bir uzmana başvurmak gerekir:

  • Günün büyük bölümünde süren çökkünlük ya da boşluk hissi
  • Daha önce keyif veren her şeye karşı ilgi kaybı
  • Belirgin uyku ve iştah değişiklikleri
  • Değersizlik, yoğun suçluluk ve umutsuzluk
  • İşe, okula gidememe ya da temel günlük işleri yapamama

Belirtiler ağırsa, uyku uzun süredir ciddi biçimde bozuksa ya da terapiye rağmen belirgin bir düzelme olmuyorsa psikiyatri değerlendirmesi önerilir. Psikologlar ilaç yazmaz; ilaç gerekip gerekmediğine psikiyatri uzmanı karar verir ve ilaç ile terapi birlikte yürütülebilir.

Ayrılıktan sonra "yaşamanın bir anlamı yok", "ölsem daha iyi olur" gibi düşünceler geliyorsa bunları yalnız taşımayın. Bu düşünceleri güvendiğiniz biriyle paylaşın ve beklemeden profesyonel destek alın. Kendinize zarar verme ya da yaşamınıza son verme düşünceleriniz varsa 112'yi arayın veya en yakın acil servise başvurun.

Çocuklu ayrılık ve boşanma

Evlilik ya da çocuklu bir ilişki sona erdiğinde yas, pratik kararlar ve süregiden bir ebeveynlik ilişkisiyle birlikte yaşanır. Eski partnerle teması tamamen kesmek çoğu zaman mümkün değildir; bu durumda amaç, çift ilişkisini bitirirken ebeveynlik iş birliğini sürdürebilmektir. Çocukların ayrılığa uyumu, ebeveynler arasındaki çatışmanın düzeyinden ve çocuğa yaşına uygun biçimde açıklama yapılmasından etkilenir. Boşanma sürecinde, çocuklara nasıl anlatılacağı ve ortak ebeveynlik konularında aile danışmanlığı destek sağlayabilir.

Terapide ayrılık acısı nasıl çalışılır?

Ayrılık yaşayan herkesin terapiye ihtiyacı yoktur; birçok kişi zaman ve sosyal destekle toparlanır. Terapi, acının uzadığı, günlük yaşamı belirgin biçimde kısıtladığı ya da benzer ayrılıkların tekrarladığı durumlarda özellikle yararlıdır.

Bireysel terapide ayrılık genellikle bir kayıp olarak ele alınır ve kişinin bu kaybı yaşayabilmesi için güvenli bir alan açılır. Bilişsel davranışçı terapi (BDT) çerçevesinde ruminasyon döngüleri fark edilir, "Kimse beni sevmeyecek" gibi genelleyici düşünceler birlikte incelenir ve kişinin geri çekildiği etkinlikler ile ilişkiler adım adım yaşamına geri kazandırılır.

Ayrılıklar sürekli benzer bir örüntüyle bitiyorsa, terk edilme korkusu çok yoğunsa ya da kişi kendini hep aynı tür ilişkilerde buluyorsa, bu örüntülerin kökenine çocukluk ve geçmiş ilişki deneyimleri üzerinden bakmak da sürecin parçası olabilir. Terapinin süresi kişinin ihtiyacına ve hedeflerine göre değişir.

Seanslar yüz yüze yapılabileceği gibi online terapi ile evden de sürdürülebilir. İstanbul Anadolu Yakası'nda yüz yüze görüşme için Pendik ve Ümraniye sayfalarına göz atabilirsiniz.

Ne zaman profesyonel destek almalı?

Aşağıdaki durumlardan biri ya da birkaçı sizin için geçerliyse bir klinik psikologla görüşmek faydalı olabilir:

  • Haftalar geçtiği hâlde acı azalmıyor, hatta yoğunlaşıyorsa
  • İşe, okula gitmekte, temel günlük işleri yapmakta belirgin biçimde zorlanıyorsanız
  • Uyku ve iştah uzun süredir bozuksa
  • Yukarıda sıralanan depresif belirtiler iki haftadan uzun süredir devam ediyorsa
  • Eski partneri takip etmek, ona yazmak ya da ayrılığı düşünmek günün büyük bölümünü alıyorsa
  • Acıyla baş etmek için alkol veya başka maddelere daha sık başvurmaya başladıysanız
  • Ayrılıklar sürekli benzer biçimde tekrarlıyor ve yeni bir ilişkiye başlamaktan korkuyorsanız
  • Yaşamınıza son verme ya da kendinize zarar verme düşünceleri varsa (bu durumda beklemeden 112'yi arayın veya en yakın acil servise başvurun)

Destek almak için acının "yeterince büyük" olmasını beklemeniz gerekmez. Ayrılığı tek başına taşımak zorunda olmadığınızı bilmek de iyileşmenin bir parçasıdır.

Kaynaklar

  • American Psychiatric Association. (2022). Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders (5th ed., text rev.; DSM-5-TR).
  • World Health Organization. (2019/2022). International Classification of Diseases, 11th Revision (ICD-11).
  • Field, T. (2011). Romantic breakups, heartbreak and bereavement. Psychology, 2(4), 382–387.
  • Kross, E., Berman, M. G., Mischel, W., Smith, E. E., & Wager, T. D. (2011). Social rejection shares somatosensory representations with physical pain. Proceedings of the National Academy of Sciences, 108(15), 6270–6275.
  • Marshall, T. C. (2012). Facebook surveillance of former romantic partners: Associations with postbreakup recovery and personal growth. Cyberpsychology, Behavior, and Social Networking, 15(10), 521–526.
  • Nolen-Hoeksema, S., Wisco, B. E., & Lyubomirsky, S. (2008). Rethinking rumination. Perspectives on Psychological Science, 3(5), 400–424.
  • Sbarra, D. A., & Emery, R. E. (2005). The emotional sequelae of nonmarital relationship dissolution: Analysis of change and intraindividual variability over time. Personal Relationships, 12(2), 213–232.
  • Slotter, E. B., Gardner, W. L., & Finkel, E. J. (2010). Who am I without you? The influence of romantic breakup on the self-concept. Personality and Social Psychology Bulletin, 36(2), 147–160.

Sıkça Sorulan Sorular

Ayrılık acısı en hızlı nasıl geçer?

Acıyı hızla bitiren bir yöntem yoktur; bastırmaya ya da hemen yeni bir ilişkiyle üzerini örtmeye çalışmak çoğu zaman süreci uzatır. İyileşmeyi en çok destekleyen adımlar, eski partnerle teması bir süre sınırlamak, sosyal medyada takibi bırakmak, uyku ve yemek düzenini korumak, duyguları biriyle paylaşmak ya da yazmak ve günlük yaşamı küçük adımlarla yeniden doldurmaktır.

Ayrılık acısı ne kadar sürer?

Herkes için geçerli bir süre yoktur. İlişkinin uzunluğu ve anlamı, ayrılığın nasıl gerçekleştiği, ayrılığı kimin istediği, sosyal destek, geçmiş kayıplar ve eski partnerle temasın sürüp sürmediği süreyi etkiler. Araştırmalar acının çoğu kişide ilk dönemde en yoğun olduğunu ve zamanla, düz bir çizgide değil dalgalanarak azaldığını gösterir. İnternette dolaşan kesin gün sayıları bilimsel bir dayanağa sahip değildir.

Ayrılık sonrası 30 gün ya da 21 gün kuralı nedir?

Bunlar ayrılıktan sonra belirli bir süre eski partnerle hiç iletişim kurmamayı öneren popüler kurallardır. Belirli bir gün sayısının bilimsel bir karşılığı yoktur. Ancak arkasındaki fikir, yani teması bir süre kesmenin acıyı sürekli yeniden alevlendiren döngüyü kırmaya yardım etmesi, klinik açıdan anlamlıdır. Amaç karşı tarafı etkilemek değil, kendinize iyileşme alanı açmaktır.

Eski sevgilimi neden unutamıyorum?

Bağlanma sistemi, kaybedilen kişiye yönelmeye bir süre devam eder; bu yüzden özlem ve onu düşünme isteği beklenen tepkilerdir. Unutmayı zorlaştıran şey çoğu zaman düşüncenin kendisi değil, onu besleyen alışkanlıklardır: sosyal medyasını kontrol etmek, eski mesajları okumak, 'neden oldu' sorusunu zihinde tekrar tekrar döndürmek. Bu döngüler azaldıkça düşünceler de seyrekleşir.

Erkekler ve kadınlar ayrılık acısını farklı mı yaşar?

Acıyı ifade etme biçimleri toplumsal beklentilere göre farklılaşabilir; örneğin bazı erkekler üzüntüyü göstermek yerine içe kapanmayı, işe gömülmeyi ya da sessiz kalmayı seçebilir. Ancak ayrılık acısının süresi ya da derinliği cinsiyete göre belirlenmez. Birinin sessiz kalması onun ne hissettiğini tek başına göstermez; karşı tarafın zihnini çözmeye çalışmak yerine kendi iyileşmenize odaklanmak daha koruyucudur.

Ayrılık acısı depresyona dönüşebilir mi?

Ayrılık, depresyonu tetikleyebilen yaşam olaylarından biridir. Çökkünlük, ilgi kaybı, uyku ve iştah değişiklikleri, değersizlik ve umutsuzluk iki haftadan uzun süredir neredeyse her gün devam ediyorsa ve günlük işlevleri belirgin biçimde etkiliyorsa bir uzmana başvurmak gerekir. Kendinize zarar verme ya da yaşamınıza son verme düşünceleriniz varsa 112'yi arayın veya en yakın acil servise başvurun.

Ayrılık acısı için psikoloğa gitmek gerekir mi?

Ayrılık yaşayan herkesin terapiye ihtiyacı yoktur; birçok kişi zaman ve sosyal destekle toparlanır. Acı haftalar geçtiği hâlde azalmıyorsa, iş, okul ya da sosyal yaşam belirgin biçimde aksıyorsa, ayrılıklar aynı örüntüyle tekrarlıyorsa veya depresif belirtiler varsa bir klinik psikologla görüşmek faydalı olur. Görüşmeler yüz yüze ya da online yapılabilir.

Seanslar nerede yapılıyor?

İstanbul'da iki ofiste yüz yüze, Türkiye ve Avrupa'dan online.

Berre Demirci

Klinik Psikolog

Klinik psikoloji yüksek lisansı, bilişsel davranışçı terapi, cinsel terapi ve aile danışmanlığı eğitimleri. Eğitim ve sertifikaları görün

İlgili Yazılar